MİRCEVAT AHISKALI’NIN “NALE” ADLI KİTABI ÇIKTI

 

 

Sürgün hayatların çilekeş şairi Mircevat Ahıskalı’nın “NALE” adlı kitabı çıktı.

 

Sürgünde doğmuş, sürgünde yaşamış halen daha sıkıntılar içinde bulunan ve kıt kanaat imkanlarıyla Ahıska Edebiyatına hizmet etmek ve Ahıskalılara eser bırakmak için adeta çırpınan ünlü şair ve yazar Mircevat Ahıskalı’nın 15’inci kitabı “NALE” Astana yayınlarından piyasaya çıktı.

 

“Nâle” kelimesinin sözlük anlamı acı çekmek, inlemek, figan etmektir. Dolayısıyla Ahıskalıların bunca yaşadıklarını ve halen yaşanmakta olduklarını dizelere sığdırmaya çalışıp tek bir kelimede anlatarak okuyucularının karşısına çıkmak büyük bir ustalıktır.

 

Ahıskalıların bağrından çıkmış şair ve yazar Mircevat Ahıskalı’nın bu eserindeki şiirlerinde de genellikle gurbet, hasret, ayrılık, aşk ve yine Vatan Ahıska temasını genişçe işlenmiş. Sürgünde yaşayan, parçalanmış aileler 10 değişik ülkeye serpilerek yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Gurbet içinde gurbet, ayrılık, acı, çile kaderi olmuş bu milletin adeta.

Bütün bunları bire bir yaşayan şair Mircevat Ahıskalı içindeki duyguları mısralara dökerek okuyucuların karşısına çıkmaktadır. Bizzat çile, hasret ve ayrılık acısı, vatan özlemi yaşayan şair bu yaşantısını anlatan şiirlerinden oluşan kitabının adını da “Nâle” koymuştur.

 

Şair aynı zamanda Ahıska Edebiyatının yeniden canlanmasına çok önem vermektedir. Yazılı olarak kayıtlarda yerini alması ve gelecek nesillere aktarılması için olağanüstü bir çaba içinde olduğu biliniyor. Bundan dolayıdır ki kitaptaki ilk şiirine “Ahıska Edebiyatı” adını vererek konunun önemine dikkat çekiyor.

 

Okuyucular; Bu eserdeki şiirleri okurken sıradan yazılmış sözcükler olarak değil, hangi şartlarda yazılmış, mısralara ne manalar yüklenmiş ve neyi anlatmak istediğini bir an göz önünde canlandırarak en önemlisi de Ahıska Türkleri’nin ve şairin yaşadıklarını ve halen yaşamakta olduğu çileli hayatı bir an olsun düşünerek okunması gerekir.

 

KİTABI TEMİN EDEBİLECEĞİNİZ ADRES : http://www.astanayayinlari.com/urun.php?uid=764&cid=112

irtibat telefonu : 0505 659 45 32

 

 

 

NALE’nin ÖN SÖZÜ

Dünyada inanılmaz zulüm görmüş, bin türlü çile çekmiş milletler içerisinde Ahıska Türkleri ön sıralarda gelir. Ahıska bölgesinde asırlardır huzur içinde yaşayan Ahıska Türkleri’nin kara yazısı 1828 yılında Rusların bölgeyi işgali ile başlar. Rus yönetiminde kalan bölge halkı eğitimsiz bırakılarak gelişmesi önlenirken siyasi olarak da inanılmaz baskılara maruz kalır. Uzun yıllar baskı içinde yaşayan Ahıska Türkleri Rus yönetimince korku içinde sindirilmiş olarak yönetilir. Toplumun ileri gelenleri ve eğimli insanları satın alınarak otoritelere hizmet ettirilir. Kabul etmeyerek dik duranlar ise bir şekilde kulp takılarak suçlu muamelesi görüp zindanlara atılırlar. Daha da olmadı bir şekilde yok edilirdiler.

Bu mazlum halk Birinci Dünya savaşı sonrasında Mustafa Kemal öncülüğünde başlatılan Kurtuluş Savaşı sonrasında Türk askeri Borjum’da iken, 16 Mart 1921 tarihli Moskova antlaşması ile Ahıska Türkleri yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti topraklarından, masa başında türlü oyunlarla koparılarak Gürcistan yönetimine, akabinde Sovyet Gürcistan’ına bağlanmıştır. Bir toplumu ikiye bölen yapay sınırlar bölge halkını birbirinden ayıramasa da 14 Kasım1944 akşamı zalim Stalin ve yönetiminin almış olduğu sürgün kararı ayırarak uzak diyarlara atmıştır. Sovyetler Birliği (SSCB) resmi rakamlarına göre 126 bin, gerçekte ise 200 bin kadar Müslüman ve Türkü asırlardır yaşadıkları topraklardan yani ata yurtlarından kopararak Orta Asya steplerine sürgün etmişlerdir.

Sürgünlerde türlü çileler içinde yaşam mücadelesi veren Ahıska Türkleri çalışkanlıklarıyla gittikleri çorak toprakları işlemiş çamur ve bataklıkları kurutmuş yaşadıkları bölgeleri güllük gülistanlık yapmışlarsa da onlar yine akşam yattıklarında “Vatan Ahıska”, sabah kalktıklarında “Vatan Ahıska” demişlerdir. Rus işgalinde, sürgünlerde ve sürgün sonrası hayatta kalma mücadelesi verirken nice civanlar kaybolmuş, nice insanlar hayatlarından olmuştur. tutunmayı becerenleri ise Sovyet rejiminde onca baskıya rağmen özünden, kültüründen, dininden, dilinden ve yaşam tarzından hiç ödün vermemişlerdir.

Bölgenin zengin tarihi ve edebiyatına sahip olan Ahıska Türklerinin önde gelenleri ve eli kalem tutanları sindirilerek susturulmuştur. Ahıska Türkleri’nin yazılı tarihi ve edebiyatı da onlarla birlikte yok edilmek istenmişse de yaşayan kültür, tarih ve edebiyatı yok edilememiştir. Kısacası canları alarak teorik anlamda yok edilmek istenen bir toplumun değerleri gizliden gizliye pratikte yaşatılarak günümüze kadar taşınmasını başarılmıştır.

 

1944 büyük sürgününden sonra yaşanan diğer küçük sürgünler ve mecburi göçler sonucunda günümüzde 10 ayrı ülkeye dağılarak yaşama tutunan Ahıska Türkleri kültürüyle özüyle birlikte yaşamaya çaba göstermektedir. Zor şartlar içerisinde halen sürgün hayat yaşayan Ahıska Türkleri fırsat buldukça kıt kanaat imkanlarıyla kültürünü, tarihini ve edebiyatını da birlikte yaşatırken kaleme alarak yazıya dökmek için inanılmaz bir çaba içerisindedirler.

 

Bunların başında Türkiye’ye gelerek yerleşmiş Bursa’da yaşayan Ahıska Kültür ve Edebiyatı denilince de akla ilk gelen Mircevat Ahıskalı’dır.   Zengin Ahıska Edebiyatını canlandırmak için bir çok mürekkep yalamış insanlar çıkmıştır. Ahıska Edebiyatına eserler kazandırmak isteyenler olmuştur. Ancak içlerinden biri var ki bu uğurda adeta eser üretircesine edebiyata hizmet etmektedir.

 

Bu kitaptaki şiirlerin yazarı usta şair Mircevat Ahıskalı yazdığı şiirlerinde Sovyetler Birliği baskısında doğmuş, büyümüş inanılmaz baskılara maruz kalmış korku içinde ama cesurca önce “Gizliddin” mahlasıyla Özbekistan’da, ardından Fergana olayları sonrasında geldiği Azerbaycan’da “Ahıskalı” mahlasıyla yazdığı şiir ve makale türündeki yazılarında hep Vatan, gurbet, hasret, ayrılık ve aşk temalarını işlemiştir. Şairin aşkı 1944 yılından beri ulaşılamamış sevgilisi olan vatan Ahıska’dır.

 

Ahıskalıların bağrından çıkmış şair ve yazar Mircevat Ahıskalı’nın bu eserindeki şiirlerinde de genellikle gurbet, hasret, ayrılık, aşk ve yine Vatan Ahıska temasını genişçe işlenmiş. Sürgünde yaşayan, parçalanmış aileler 10 değişik ülkeye serpilerek yaşama tutunmaya çalışıyorlar. Gurbet içinde gurbet, ayrılık, acı, çile kaderi olmuş bu milletin adeta.

Bütün bunları bire bir yaşayan şair Mircevat Ahıskalı içindeki duyguları mısralara dökerek okuyucuların karşısına çıkmaktadır. Bizzat çile, hasret ve ayrılık acısı, vatan özlemi yaşayan şair bu yaşantısını anlatan şiirlerinden oluşan kitabının adını da “Nâle” koymuştur.

“Nâle” kelimesinin sözlük anlamı acı çekmek, inlemek, figan etmektir. Dolayısıyla Ahıskalıların bunca yaşadıklarını ve halen yaşanmakta olduklarını dizelere sığdırmaya çalışıp tek bir kelimede anlatarak okuyucularının karşısına çıkmak büyük bir ustalıktır.

 

Şair aynı zamanda Ahıska Edebiyatının yeniden canlanmasına çok önem vermektedir. Yazılı olarak kayıtlarda yerini alması ve gelecek nesillere aktarılması için olağanüstü bir çaba içinde olduğu biliniyor. Bundan dolayıdır ki kitaptaki ilk şiirine “Ahıska Edebiyatı” adını vererek konunun önemine dikkat çekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here