Prof. Dr. M. Fahrettin KIRZIOĞLU

MİLLÎ MİSAK’IMIZDA YER ALAN

BATUM-ACARA BÖLGESİ*-I

1Muhterem Hanımlar, Muhterem Beyler,

Milletimizin Umudu Gençler, Millî Misak, IV. Osmanlı Mebuslar Meclisinin 28 Ocak 1920’de, içinde beş tane de Batum-Acara- Artvin-Oltu mebusu bulunan meclisin kabul ettiği bir millî anddır. Batum-Acara bölgesi de bu andadâhildir.

Erzurum Kongresi ve ondan sonraki Sivas Kongresi’nin devlet hududu, maalesef 30 Ekim 1918’de imzalanan uğursuz Mondros Mütarekesi hudutlarıdır. Yani Üç Sancak -Kars, Batum, Ardahanyoktur onda; Batı Trakya yoktur, Musul, Kerkük ve şimdiki Hatay yoktur. Millî Misak’ta Musul, Kerkük, Hatay ve Batı Trakya vardır. Millî Misak’ta Üç Sancak Batum, Kars, Ardahan, Oltu da vardır. Sonradan İngilizlerin İstanbul’u işgaliyle Meclis çalışamaz hâle gelince kapanıyor. Son Osmanlı Meclisine giden mebuslar, Ankara’da Mustafa Kemal Paşanın çağrısına uyarak geliyorlar. Orada bildiğiniz gibi Cumhuriyet kuruluncaya kadar TBMM Hükûmeti adıyla bir hükûmetimiz vardır. İşte o hükûmet sırasında M. Kemal de dâhil -daha Gazi olmamış- bütün mebuslar yeniden and içiyorlar. 18 Temmuz 1920’de Millî Misak’ın hükümlerini yerine getireceğiz diye. Millî Misak’ın hükümleri içerisinde Batum-Acara var. Onu arz etmeğe çalışacağım.

*

Fatih cennetmekân, İstanbul’u fethedince 1453’te sıra Doğu Karadeniz Bölgesine gelmişti. Onun zamanında şimdiki Ardahan, Oltu, Ahıska, Batum bölgesine Ortodoks-Kıpçak Türklerinden Atabekler hâkimdi. Türk Tarih Kurumu’nun bastırdığı bendenizin doçentlik tezi Yukarı Kür ve Çoruh Boylarında Kıpçaklar kitabımda bütün bunlar yazılıdır. 420 sene kadar Anadolu birliğine dâhil olan Batum’dan birçok âlim, şair ve askerî kahramanlar çıkmıştır. En son olarak da Türk musıkîsinin Bizans musıkîsinden müteessir olmadığını ilim âlemine müzikolog gözüyle gerçekten tanıtmış olan büyük bir âlimimiz vardır: Hüseyin Sadeddin Arel, Batumludur. Onuncu Türk-Rus savaşı -halk arasında 93 Harbi  denilen- 1877 senesinde yine Ruslar I. Meşrutiyeti ilân ettiğimiz sırada hem Rumeli, hem Anadolu cephesinde 24 Nisanda hudutlarımızı geçerek bize saldırdılar. Bu saldırmada daha önce Rus Harbiyesine aldıkları ve general rütbesi verdikleri Ermeniler de vardı. Loris Melikof ve Tergukasov gibi. Birisi merkez kumandanı, birisi sol kol kumandanı. İçimizdeki Ermeni vatandaşları da aleyhimize kışkırtarak, casusluk ettirerek sonunda Ardahan, Kars ve Bayazıd’ı işgal ettiler. Fakat Batum’da Derviş Paşa adlı bir kumandanımız var. Hem arazinin balkanlık olması, ormanlık olması, geçitlerinin kolay tutulması, yerli halkın da askerimizle birlikte düşmana karşı koyması, bir de donanmadan yardım alabiliyor. Bizim 93’te Karadeniz’de donanmamız Rus donanmasından daha kuvvetliydi. Batum düşmedi. Ruslar en son şimdi Yeşilköy dediğimiz yere kadar, Ayastefanos’a kadar geldiler. Hükûmetimiz, devletimiz yenik düştü. Başkenti kurtarmak için 3 Mart 1878’de Ruslarla birinci antlaşmayı yaptı. Şimdi elimizdeki Devlet Sâlnâmemizden bahsedeceğim. Burada yabancı devletlerin nüfusları, bütçeleri, askerî kuvvetleri anlatılıyor. Şimdiki Polonya, Finlandiya, Doğu Baltık memleketleri, Sibirya, Türkistan dâhil seksen beş milyon nüfuslu Rus çarlığının yıllık bütçesi 559 milyon küsur rubleydi. Rusların bize yüklediği tazminat 1.770.000 ruble! İki mislinden fazla. Bunun hepsini ödeyemeyeceğimiz için savaş tazminatı yerine Rumeli’de Tolça, Tuna ağzında (şimdi Romanya’da), Anadolu’dan da Bayazıd, Kars, Ardahan ve Batum sancakları. Batum o zaman Trabzon valiliğine bağlıydı. Elimizdeki 32. Devlet Sâlnâmesi’nden öğreniyoruz. Trabzon vilâyetine bağlı Batum sancağının içerisine aldığı kazalar da şimdiki Rize ilinin tamamını içerisine alan Atina (Pazar), Hopa, Livana (şimdiki Artvin ve Ardanuç bölgesi). Bu üçü hamdolsun bizim elimizde. Batum merkezi, Yukarı ve Aşağı Acara ve Çürüksu (Kobulet) ötede kalmış. Müdafaaya devam ediyorlar, Rus askerini Batum’a sokmuyorlar. Şimdi geçen yıl 11-12 Nisan 1997’de İstanbul’da toplanan V.Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk Kardeşlik ve İş Birliği Kurultayının V. Kitabında, size arz edeceğim hususlar neşredildi. Fakat maalesef başlığını ve 12 dipnotunu koymamışlar. Şimdi burada okuyacağım.

3 Mart 1878 Ayastefanos Muahedesi’ne rağmen Rus ordusu henüz Batum’u ele geçirmemişken, İstanbul’daki İngiltere Büyükelçiliğine Batum eşrafından ve Çürüksu (Kobulet), Acara, Livana kazalarının ileri gelenlerinden altı kişinin imzasıyla toplu dilekçe gönderiyorlar. 13 Temmuz 1878’de Avrupa devletlerinin de katıldığı Berlin Muahedesi’nin -93 Harbi’nin son muahedesidir- o sırada bizim Doğubayazıd’ı geri almamızda İngilizler bize yardımcı oluyor. Buna karşılık Van’ın doğusundaki Kotur bölgesini İran’a veriyorlar. Kars, Ardahan, Batum, savaş tazminatı yerine verilecekti. Bu sırada Derviş Paşaya bizim

Harbiyemiz haber gönderiyor. Berlin Muahedesi imzalanmış. 13 Temmuz’a kadar müdafaa devam ediyor. Son askerî birlikleri gönderdikten sonra Derviş Paşa, kaptan köşküne çıkıyor, gözyaşlarıyla ağlıyor. Gemi arıza yapmış limandan ayrılmak istemiyor. Celâl Nuri’nin çıkardığı Âti gazetesinden okuyorum, Fatma Aliye Hanım yazıyor. Diyor ki: Bak karşı tepede şehitlerimizin yattığı yerler var. Onlar bizi bırakmıyorlar. Gemimiz yürümüyor. Gelin burada söz verin. Güçlenip kuvvetlenince yeniden gelip buraları alacağımıza söz verelim. Gemimiz yürüsün. Bunlar da Fâtiha okuyup yemin ediyorlar. Diyorlar ki ilk fırsatta gelip buraları kurtaracağız. Gemi demir alıyor. Bu sırada İngiltere Başvekili Lord Salisbury, Batumluların kahramanlığını dile getiren bir beyanatta bulunuyor: “Yüksek bir kahramanlıkla koca bir Moskof ordusunu yenmeye muvaffak olan ateş parçası gibi aslan bir milletin duygularını incitmek doğru değildir.” diyor. Nihayet askerimiz çekildikten sonra Ruslar, yüz karası bir şekilde Batum’u işgal ediyorlar. Berlin Muahedesi’nde Batum, serbest liman olacak. Tahkimatı yıkılacak deniliyordu. Ruslar bilakis tahkimat yapacak, sonra da Batum, Bakü petrollerini orada rafine ettiği için orayı sanayi şehri hâline getirecekler. İşte bu sırada kırk sene Çarlık idaresinde kalan Üç Sancak bölgesini Ruslar iki askerî vilâyet/ oblast şekline getirecek, tarla, çayır, bahçe, bostan bütün araziler Çarlığın oluyor. Üzerinde eşyayı geçici olarak sahipleri kullanacaklar. Evini, bağını, bahçesini, meyvesini alacaklar. Gayrimüslim Rum, Ermeni, Gürcüden asker alıyorlar. Müslümanlardan, Türklerden asker almıyorlar. Yeni silahları öğrenmesinler diye herhâlde. 93’te iki tarafın ordusunda da berdanka denilen tek atımlı tüfekler vardı. Şimdi beş Batum mebusu içinden rahmetli Edip Dinç Beğ (Murgullu) onun hatıralarını oğlu Belediye Reis Talat Dinç bana verdi. Orada diyor ki, Ruslar harbiyelerine, Hristiyan, Rum, Ermeni, Gürcü memurları aldılar, bize gönderdiler. Bilhassa Gürcü doktorları köylere çıkarak parasız muayene

ediyor, ilâç dağıtıyorlar, Müslümanları kazanmak için. Memurlar da halkın inançlarını sarsmak için iyi davranıyorlardı, rüşvet almıyorlardı. Böyleyken 1906 senesinde ordunun yanında Teşkilât-ı Mahsusa denilen resmî çeteler kuruluyor. 93’ten sonra Türk ordusuna yardımcı olan aileler Hristiyanlar tarafından

haber verileceği için ordumuzla beraber muhacir olup Kars’tan, Artvin’den, Ardahan’dan, Batum’dan göçüyor, Anadolu’ya gidiyorlar. Böylece bir sene içerisinde 82.000 muhacir Trabzon ve Erzurum’daki muhacir komisyonlarının kayıtlarına göre naklediyor. Kim ne derse desin hakikaten Osmanlı Padişahları

içerisinde Sultan Abdülhamid İstanbul’daki yabancı elçilerin kendi hariciyelerine gönderdikleri raporlarda da anlatıldığı gibi dâhi bir adam. Bakıyor ki buralar boşanacak, burası da Ahıska gibi olacak -Ahıska da savaş tazminatı yerine verilmişti ve çok nüfus gitmişti- Peygamber Efendimizin aynı mealde sekiz

tane hadis-i şerifi var. Sağlam hadislerden birisi, Ebu Hureyre naklediyor. Meali şöyle: Azılı düşman karşısında kalıp da bir yıl ibadetine devam edenler yetmiş yıl halis ibadet yapmışçasına sevap kazanırlar. Şeyhülislâm Üryanizade, fetvayı yazıyor; Sultan Hamid de bir ferman yazıyor. İlk işi bu hadisi

Elviye-i Selâse (Kars, Ardahan, Batum) ahalisine duyurmak oluyor. Batum, Artvin, Oltu, Ardahan, Kars, Kağızman bölgesine. Bu sırada Kars ve Batum müftülükleri, Tiflis’teki kukla Başmüftülüğe bağlı. Başmüftülük, oradaki Türkçe matbaada ilâhiler bastırıyor, camilerin önünde çocuklara bedava

dağıttırıyor. Diyor ki: “Yarın çocuğunuz sizden davacı olacaktır. Allah yerine Ermenice Asvas diyecektir. Evlâdınız küffar içinde kalmasın. Ne durursun hicret eyle.” diye destanlar söyletiyor. “Halife toprağına giderseniz sevap kazanırsınız.” diyor. Bunları duyan Abdülhamid, hemen Kars ve Batum’a birer

şehbender (konsolos) gönderiyor. Şeyhülislâmın fetvasını da gönderiyor. Diyor ki Ruslar, savaş tazminatı yerine -altının dirhemi 47 kuruş, bir altın 2 dirhem- Kars Sarıkamış, Ardahan, Batum kışlalarının ve Malakan köylerinin masrafını bizden çıkardı. Kars, Batum ve Ardahan’ı bizim paramızla imar

ettiler. Orada yerleşip Akdeniz’e çıkmak için hazırlık yapıyorlar. Sultan Hamid’in bu fetvadan faydalanması, kendisinin de gönderdiği ferman o zaman elle çoğaltılıp köylere gönderiliyor. İmamlar, müftüler vasıtasıyla yayılıyor. Arabalarını hazırlamış halk göçmekten vazgeçiyor, kırk yıl esarette kalıyor.

Yalnız göz yaşartıcı bir şey oluyor. Cuma günleri kapısının önünde asılı al bayrağı görmek için Cuma namazını bahane ederek, Allah al bayrağı eksik etmesin diyerek köylerden Kars’a, Batum’a hücum etmişler. Maalesef Kars’taki şehbenderlik binası müze yapılacakken istimlâk edip yıktılar. Batum’daki

de herhalde kalmamıştır. Ayrıca hem büyüklerden duydum, hem Edip Dinç’in hatıralarında geçiyor. Şehbenderlik vasıtasıyla makbuz karşılığında Hicaz demiryoluna yardım ediyor bu esir ahali, Batum, Oltu, Kars, Ardahan… Ayrıca Balkan harpzedelerine yardım ediyorlar. Bu ne kadar kuvvetli bir millî birlik duygusudur. Bildiğiniz gibi Enver Paşa rahmetli Başkumandan Vekili, Sarıkamış Harekâtı başlıyor, mevsimsiz. Bu harekâtta dondan, soğuktan 90.000 erimiz şehit düştü. Bu sırada köylülerimiz Batum da dâhil, ha bir de bizim Teşkilat-ı Mahsusa -Bahaeddin Şakir idaresinde- çetelerimiz, Hopa’dan geliyorlar. Ardanuç, Artvin üzerinden Ardahan’a geliyorlar. 1915 senesi Ocak ayında. Fakat maalesef Sarıkamış’ta ordumuz mahvolunca ve Ruslar yeni bir kuvvetle gelince, bu sefer Çıldır’dan başlayarak Göle’ye kadar Ardanuç’a kadar köyleri kırmaya başlıyorlar. 40.000 Türk’ü, “Siz Osmanlı ordusunun gelmesine sevindiniz, yardım ettiniz.” diye şehit ediyorlar. Türk’ün Çanakkale zaferi, Çarlığın gününden evvel çökmesine, müttefiki İngiltere, Fransa ve İtalya’dan yardım alamayışına sebep oldu. Boğazları zorluyorlardı ki –Almanlar Baltık’tan bırakmıyordu- doğrudan doğruya Karadeniz’den Çarlığa yardım etsinler diye.

(Devamı var.)

1917 Mart’ında Çarlık yıkıldı, bir Rus Cumhuriyeti kuruldu. Arkasından bildiğiniz gibi Lenin, Kasım 1917’de cumhuriyeti yıktı. Stalin’le birlikte komünizmi getirerek beyannâme neşretti. Her millet serbesttir, istiklâl ilân edebilir, diye. Buna kanan Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan istiklâllerini ilân ettiler. Tataristan, Kırım vs.

Bolşeviklik evvelâ bu şekilde yayıldı. Bu sırada yeniden Çarlığın topraklarını ele geçirmek için Rusların çalıştığını görüyoruz. Bolşevik Rusya bize müracaat ederek mütareke istiyor. Brest-Litovsk Muahedesi imzalanıyor, 3 Mart 1918’de. 93’te savaş tazminatı olarak alınmış olan üç sancak iade edilecek.

Ayrıca Batum’da yaptığımız antlaşmaya göre Gürcistan bize Ahıska ve Ahılkelek’i iade ediyor.

Eskiden kaybettiğimiz yerler elimize geçiyor. Buralar yeniden bayrağımıza kavuşuyorlar. Fakat uğursuz Mondros Mütarekesiyle ordumuz 1914 hudutları gerisine çekilme emrini alınca Wilson Prensiplerine göre mahallî şûralar ve hükûmetler kurmaya çalışıyorlar. 5 Kasım 1918’de Türkiye’de ilk defa Üç Sancak’ı

toplayacak olan, Nahcvivan’dan Batum’a kadar Cenûbî Garbî Kafkas Hükûmeti kuruluyor. Bu sefer Ruslar Brest-Litovsk Muahedesi’ne bir madde daha koymuşlardı. Üç Sancak’ta plebisit yapılsın diye: Rusları mı istiyorlar, Osmanlıyı mı? 12 Haziran 1918’de Plebisit yapıldı, halkın %85’i Türklük lehine çıktı. Hiçbir zorlama

olmadı. Belgeleri neşredilmiştir. Bu sefer Kars, Ardahan ve Batum’un ana vatana katılma oylarının neticesini padişaha götürmek üzere 17 tane mümessil seçildi. İsimlerini okuyorum:

1. Artvin: Maradetli Halvacıoğlu İshak Efendi,

2. Ardahan: Hamşioğlu Rasim (Acar),

3. Acara: Hamşioğlu Temür Beğ, Mihmandar Nebil Buharalı Beğ,

4. Artvin: Ardanuçlu İsmail Ağa,

5. Çürüksu: Müftüzade,

6. Batum: Polonez Reliki,

7. Oltu: Penekli Asker Beğ,

8. Kars: Sarıkamış Bozat Köylü Yunus Beğ,

9. Kars: Zarşat- Akbabalı Hacı Abbasoğlu Kerbelaî Mehmed Beğ,

10. Poshof: Hamşioğlu İzzet Beğ,

11. Ardahan: Hacı Mehmed Emin,

12. Kağızman: İsmail Beğzade Mehmed Beğ, Oltu: Haşimoğullarından Tahir Beğzade Yusuf Ziya Beğ,

14. Artvin: Civanoğlu Mehmed,

15. Batum Sancak Beyzade Yusuf Beğ,

16. Batum: Gürcü Prensi Cavahov,

17. Batum: Rum, Tütün Fabrikatörü Murat Bünyatof (Sonradan Pontusçu).

Bunlar İstanbul’a gidiyorlar. Halkın teşekkürünü, ana vatana katılma mazbatalarını son Padişah

VI. Sultan Vahideddin’e veriyorlar. Bir fermanla bu sancağın ana vatana katıldığı kabul ve ilân edildi. 15 Ağustos 1918 Perşenbe günü Hatt-ı Hümayun’da diyor ki:

“Üç asır müddetle Osmanlı idaresinde bulunmuş olan Kars, Ardahan, Livana ve Batum kal’aları ile mülhakatı, uğursuz 93 Harbi sonunda düşmana bırakılmıştı. Buraların yeniden ülkemize katılmasına imkân veren Cenab-ı Hakk’a sonsuz hamd ve şükranımı arz eylerim. Memleketlerimizin ana vatana katılma ve bağlanmaları için istek ve arzularımızı payitahtımıza gönderdiğiniz özel heyet tarafından teyid kılınarak aranızdaki Osmanlılık kadîm ve tarihî bağlılığın hiçbir suretle sarsılıp yok olmayacağı

isbat edilmiştir. Bu bâbdaki memnuniyet-i şahanemizin cümlenize tebliği ve adı geçen heyet üyelerinin padişah selâmımız ile taltiflerini buyurdum. Ve memleketlerinizin, Memâlik-i Şahanemize iltihakı hususundaki arzunuzun kabulü ile ülkemizin bölümünden sayılıp idarî işlerinin de ona düzene konulmasını vekiller heyetimize emreyledim. Şu uğurlu hadisenin devlet ve milletimize hayır ve mutluluk getirmesini Dergâh-ı Barî’den tazarru ve niyaz eylerim. Cenâb-ı Hakk cümlemizi muvaffak-ı Bilhayr buyursun. Âmin.”

Fakat Mondros Mütarekesi gereğince ordumuz geri çekilme hazırlığı yaparken Kars’ta Millî Şûra kuruluyor, buna Batumlular da katılıyorlar.

Bunun bir beyannamesini okuyayım. Sonradan I. Dönem mebuslardan olan Fahreddin Erdoğan Beğ nerelerin Millî Şûra’ya dâhil olduğunu beyannâmesinde açıklıyor. İngilizler gelip Millî Şûra’yı tanımadıklarını belirtiyorlar. 17-18 Ocak 1919’da Cenûbî Garbî Kafkas Hükûmeti adıyla bir hükûmet kuruluyor.

Hiçbir taraftan yardım beklemeden Güneybatı Kafkasya’nın bütün Müslüman köy ve şehirlerini

birleştirip kendi kendimizi idareye muktedir olduğumuzu isbat ile muhtariyet kazanmaya lâyık bulunduğumuzu göstereceğiz. Binaenaleyh biz Batum vilâyeti ahalisi: Kars, Ardahan ve sair komşu Müslüman sancaklardaki

kardeşlerimizle bu hususta el ele vermek üzere mebuslarımızı Kars’ta açılmış olan Meclis-i Mebusan’a gönderip bütün Cenûbî Garbî Kafkasya İslâm ahalisiyle birleştiğimizi ve muhtariyetlerini almaya karar vermiş olduğumuzu isbat edeceğiz. Muhterem Ahali, beyan ederiz ki, biz vekilleriniz, Cenubî Garbî Kafkas İslâmlarının Kars’ta teşkil ettikleri İslâm Şuray-ı Millîsi Merkezine iltihak etmek, memleketlerimizin menfaati ve istikbali için en hayırlı bir çare olarak telakkî ederek kendimizi mezkûr Şûray-ı Millî’nin emri altına

koyduk. Bundan başka öz memleketimizin şimdiki ve gelecek zamandaki saadeti ve halkın hür ve serbest yaşaması için yukarıdaki kararımızla beraber lüzumlu birkaç maddeyi Kafkasya’daki İngiliz kumandanlığına

bildirmek iktiza eder. Batum ve çevresi ahalisi adına hükümetin kuruluşunu tanıyan bu beyannâmeyi imza eden zevât şunlardır: Artvin Uçaskası:

Şekip Beğ Atabekzade, Gonya Uçaskası:

Ali Efendi Abdi Efendizade,

Yukarı Acara Uçaskası: Ali Rıza

(Acara) Efendi (I. Dönem Mebusu) ve

Reşid Ağa Arif Emin Oğlu, Aşağı Acara

Uçaskası: Hulusi Ağa Abdi Ağazade, Şavşat

Uçaskası: Ali Ağa Emin Ağa Oğlu, Ardanuç

Uçaskası: Tevfik Efendizade, Batum

Uçaskası: Hüseyin Beğ Yeğenzade.

Mondros Mütarekesi’ne göre demiryollarımızı ve kalelerimizi işgal eden İngilizler, Kars müstahkem mevkiini işgal ettiler. Tam bu sırada Hristiyanlık duygusu içinde Ermenileri Kars’a, Gürcüleri de Ardahan ve Batum’a getirmek istiyorlar. Bu sırada Cenubî Garbî Kafkas Hükûmetinin Başkanı Cihangiroğlu İbrahim

Beydi. 12 Nisan 1919’da İngilizler bu hükûmeti yıkıyorlar. Hükümetten dokuz kişiyi yakalayıp Batum üzerinden Malta adasına gönderiyorlar. Bir buçuk sene kaldılar orada. I.İnönü Zaferinden sonra alabildik onları.

Batumlular Gürcüleri memlekete sokmamaya çalıştılar. Mücadele ettiler. Fakat ağır silâhlar karşısında dayanamadılar. Sonunda Erzurum ve Sivas kongreleriyle Aralık 1919’da mebus seçimine karar verildi.

Fahri hemşehri M. Kemal Paşa da Erzurum’dan mebus seçildi. Bu sırada bir beyanname neşrediliyor.

Batum’da mebus olacak üç kişi diyorlar ki, biz Osmanlı’yı istiyoruz, katılmak istiyoruz. Beyanname şöyle:

Hâkimken, bir mecburiyetleri yokken bir plebisit yaptılar. Hiç bunda hile olduğunu gördünüz mü? Şimdi bizi İngilizler 1920 Temmuzunda Gürcistan’a teslim ediyorlar. Buna razı olmuyoruz. Daha sonra hudut dışında olduğu halde Oltu’dan iki, Batum-Acara’dan beş mebus seçiliyor son Osmanlı Meclisi için. Seçilen mebusların

ad ve künyeleriyle resimleri Meclis albümlerinde mevcuttur. Seçilen mebuslar şunlardı:

Batum: Murgullu Mehmed Edib (Dinç),

Artvin; Müfti Ahmed Fevzi Efendi, Şavşat;

Hicabîzade Akif Beğ, Yukarı Acara;

Hahodzade Ahmed Nuri Efendi, Çürüksu

(Kobulet); Ali Rıza (Acara), Batum.

Oltu: Tahir Beğzade Yasin (Akdağ) Haşimoğlu,

Rüstem (Acar-Hamşioğlu).

Misak-ı Millî’nin 2. Maddesinde aynen şöyle diyor: Ahalisi serbest kaldığı zamanda 12 Haziran

1918’de plebisitle (ârâ-yı umumiye) anavatanımıza iltihak etmiş olan Elviye-i Selâse, gerektiğinde

tekrar halkoyuna müracaat edecektir. 18 Temmuz 1920’de M. Kemal Paşa da dâhil olduğu hâlde Ankara’daki BMM’de bunun hükümlerini yerine getireceğine and içti. Nihayet 15. Kolordu Kumandanı Kâzım Karabekir Paşa, Kars’ı Ermenilerden, Ardahan’ı Gürcülerden kurtarıyor. Batum üzerine de birliklerini gönderiyor.

Batum da şubatta al bayrağımıza kavuşuyor. Fakat bu sırada Buhara Cumhuriyeti’nden gelen altınları İran üzerinden alamıyoruz. Lenin alıyor, bize gönderecek. Ruslar Batum’u sanayi şehri yapmış, petrolleri sevk edecekler. Rusya’dan silâh yardımı da alıyoruz. Moskova’da yaptığımız muahedeyle 16 Mart 1921’de, 2. Maddeye göre Elviye-yi Selase’den Batum-Acara, Çürüksu (Kobulet) Bolşevik idaresine girmiş olan Gürcistan’a verilecek, yine Cenubî Garbî Kafkas Hükümetine dâhil olan Nahcivan da Sovyetleşmiş olan Azerbaycan’abağlanacaktı. 13 Ekim 1921’de Kars’ta TBMM Hükûmeti, Sovyetler Birliği ve üç Kafkasya cumhuriyeti (Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan) ile imzalanan muahedeye göre Moskova Muahedesi’ndeki Batum-Acara’nın muhtar şekilde, -Türkiye Batum limanından da gümrüksüz şekilde istifade edebilecekti- Gürcistan’a bağlanıyor. İşte bu sırada bir beyanname görüyoruz. 23 kişinin imzasını taşıyan ve Batumluların

feryadını dile getiren beyanname şöyledir:

Bismillah

Hopa’da İslâm Cemiyyeti Riyasetine

Siz, bizim vekillerimizsiniz. Allah için sesimizi, Ankara’daki Müslüman kardeşlerimize, bütün

Müslüman diyarlarına işittiriniz: Maldan, melâlden vazgeçtik. Dinimiz, kitabımız kurtulsun,

bize yeter. Her şeyden vazgeçtik. Bu zalim (yani Gürcistan memurları) her bahane ile

evimizde malımızı alıyor. Sandıklarımızdan kızlarımızın, karılarımızın cihazlıklarını, urbalarını çalıyor.

Ambarlarımızda, zahiremiz kalmadı. Bundan vazgeçtik. Şimdi de, dinimize dokunmağa başladılar:

Papazlarla (köy köy dolaşarak) “Müslümanlık iyi değildir; vazgeçin, eski dininize (yani Ortodoks

Hristiyanlığa) dönün.” diyorlar. Mekteplerden din tahsili kaldırıldı. Şer’-î Mübin (İslâm Şeriatı)

buralardan kalkacak mı? Biz Allah’a, bu kadar asi mi olduk? Kabahatimiz nedir? Biz, Müslümanların

işlerini görenlerin emrini, dört gözle bekliyoruz. Biz, her vakitki gibi bunun hakkından geliriz.

Amma Ulülemr’e (yani baştaki idarecilerinin emrine) itaat, farzdır. Onun emrini, çoluk çocuk

gözyaşlarıyla bekliyoruz. Türk kardeşlerimize anlatın derdimizi; artık, bu zulümlere dayanamayız.

Kur’an’ın çiğnenmesine tahammülümüz yok. Yüklerimiz bağlı, muhacir olalım diyoruz.

Öyle ise, bu diyardan, (yani Acara-Batum’dan) din kalkacak demek! Biz ise, dinin burada, bir

kişi kalıncaya kadar muhafazasına yemin ettik. Derdimiz çoktur; amma dile gelmez. Çok rica ederiz: Kime lâzımsa bu sözlerimizi bildirin. Ulülemr, hâlimizi bilsin. Elbet, bu kadar zulme, o da razı olmaz. Biz, muhtariyet (otonomi) falan istemeyiz. Onun, bizi ne kadar aldattığını biliriz. Bunlar, hep dinimizin, malımızın, namusumuzun elimizden alınması için, tuzaklardır. Rica ederiz: Bunu, yukarılara, Büyük Türk ve Müslüman âdemlerimize bildiriniz. Son sözümüz: Biz, Müslüman Türkiya’dan başka kimseyi

istemiyoruz. Ves-selâm. Fî 14 Kânunievvel, Sene(13)37 (=14 Aralık 1921).

Batum Livası Çürüksu Umum Ahalisi Namına:

1. Dadyanzade

2. Ducirzade

3. Haydaroğlu Mehmed

4. Yahya Oğlu Osman

5. Gögübezade Mehmed

6. Fakanoğlu Arslan

7. Suban karyeli Velikize Reşid

8. Ruban Karyeli Bacilize İlyas

9. Bazelize Hasan

10. Maçaheloğlu İlyas

11. Hüseyin Kaza Hasan

12. İstanbulluoğlu Süleyman

13. Alanbal Karyesi Namına Mahmudoğlu Mehmed

14. Hadudoğlu

15. Çehaleze Mehmed

16. Basiloğlu

17. Saruga Karyesi Namına Koğaldeli Yusuf

18. Sarugalı molla Mehmedoğlu Ahmed

19. Dığla Karyesi Namına Meshize Arslan

20. İremadze Ahmed

21. Sılosani Ahmed

22. İstanbulluoğlu Ali

23. Gogidze Hasan

Bunlar bizim Millî Misak’ımıza dâhil oldukları için, Ankara’daki Meclisimiz yemin ettiği için, Atatürk’ün de bu yemin edenler arasında olduğu için, bunların feryadına kulak tıkayamayız, göz yumamayız. Elimizden geldiği kadar bu uğurda çalışmalıyız. Zannedersem bunların feryadı tabiî sizlere de dokunmuştur. Bu işi ele almamız lâzım. Bununla ilgili belgeler de yakın zamanda Türk Tarih Kurumunca basılacaktır. Beni dinlediğiniz için hepinize teşekkür ederim. Sorulara cevaplar: -Batum-Acara halkı hâlâ aynı inançta mıdır?

-Evet o insanlar hâlâ İslâm dinine bağlıdırlar ve maalesef eziliyorlar. Batum, Kars ve Moskova Muahedelerinde Türkçe öğretim, Türkçe neşriyat, Türkçe mektepler vardı. Biz Şeyh Said isyanıyla meşgul olurken İngilizler, Irak hududumuzu aleyhimize kestiler, Haziran 1926’da. Bundan cesaret alan Stalin de Batum-Acara’nın muhtariyetini kaldırdı, Türkçeyi yasaklayıp mecburî Gürcüceyi koydu. Yine 1926 sonbaharında Sovyetler,

Mavera-yı Kafkasya’da bir askerî manevra yaptılar. Bu manevra sonucunda yaptıkları açıklamalarda,

“Kafkasya’dan geçen Çoruh, Kür ve Aras ırmaklarının kaynakları elde olmadıkça Kafkasya’nın müdafaası

imkânsızdır.” dediler. O zaman Türk Ocakları bu beyanatı kınadı. 1944’te iki Gürcü profesörüne Kars, Ardahan’ı isteyen yazılar yazdıran da Sovyetlerdir. Sovyet İlimler Akademisinin azası olan Kars Mebusu Prof. Fuat Köprülü ve Osman Turan cevaplar yazdılar. Onun azalığını kaldırdılar ve gönderdikleri neşriyatı da kestiler. -Gürcü kelimesi nereden gelmektedir? -Bugün bu kelime yanlış kullanılmaktadır. Onlar kendilerine Kartveli derler. Gürcü ise Kolkit’den gelmektedir. Kolkidler, Milattan önceleri Van gölü etrafında yaşayan, Türk ırkından Sumerlerle akraba olan Urartulardandır. MÖ. 750 senelerinde Çoruh boylarına gelen Kulkidler Urartulardan gelmektedir. Gürcü ismi de bundan gelmedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here