Burhan ÖZKOŞAR

Gazeteci-Yazar / Fransa

Değerli okuyucularım hatırlanacağını üzere, bundan birkaç yıl önce “Vatana dönüş yolu Avrupa Konseyi’nden geçer” diye bir makale kaleme almıştım. Gerekçe olarak Avrupa Konseyi’nin neden bizi yakinen ilgilendirdiğini genişçe yazmıştım. Biliyorsunuz 1996 yılında Gürcistan Avrupa Konseyi’ne üyelik için müracaat etmiş 3 yıl bekletildikten sonra azınlıkların haklarını geri iade etmek koşuluyla üyeliğe kabul edilmişti. Hatta 83. maddenin “i” fıkrasında parantez içerisinde (Mesket Türkleri) diye de belirtilmişti. Aradan geçen 5 yılda kılını kıpırdatmayan Gürcistan yönetimi hakkında 2004 yılında hazırlanan raporlar Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Genel Kurulunda görüşülünce Gürcistan Hükümeti Devlet bakanı Georgi Haindrava’yı bu konu ile ilgili olarak görevlendirmiş ve Bakan başkanlığında oluşturulan bir komisyonca yürütülen çalışmalar sonucunda Temmuz 2007’de bilinen geri dönüş yasası Gürcistan Parlamentosundan geçmişti. Gürcistan-Rusya savaşını bahane eden Gürcü yönetimi yasanın uygulanmasını geciktirmişti. Avrupalılar da şimdiye kadar bu konuda müsamaha göstermişlerdi. Artık sona gelindi, Avrupalı Parlamenterler bastırıyor bir taraftan…

Öte taraftan ise Türkiye’nin elinde büyük fırsatlar geçti.

Nedir bu fırsatlar?

Bilindiği üzere geçtiğimiz 25 Ocak 2010 tarihinde kısa adı AKPM olan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanlığı seçimleri yapılmış, 47 asil üye ülke içinde tek aday olarak seçime giren Antalya Milletvekilimiz Mevlüt Çavuşoğlu başkanlığa seçilmiştir. Kuruluşundan bu yana ilk defa bir Türkün seçildiği AKPM başkanlık görevini Mevlüt Çavuşoğlu iki yıl boyunca sürdürecektir.

Bu elimize geçen çok önemli bir fırsattır…

Öte yandan Avrupa Konseyi’nin önemli organlarından karar organı olan Bakanlar Komitesidir. Geçtiğimiz 10 Kasım 2010 tarihinden itibaren 6 ay boyunca dönem başkanlığını Türkiye yönetecektir. Yani AKPM’de alınan kararlar Bakanlar Komitesi tarafından uygulanmaktadır.

Şimdi böylesine 2 önemli büyük fırsat Türkiye Cumhuriyeti’nin elindeyken Ahıska Türkleri’nin vatana dönüş yolu Ankara’dan geçer tezi daha geçerlidir. Bu bağlamda İzmir’de faaliyetlerini sürdüren İzmir Ahıska Türkleri Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Dr. İbrahim Agara’nın kaleme aldığı bir yazısında “Ahıska’ya göç yolu Ankara’dan geçer” demişti.

Ankara mı? Strazburg mu?

Düne kadar Ahıska’ya göçün yolu Avrupa Konseyi’nin bulunduğu Fransa’nın Strasbourg (Strazburg) kentinden geçmekteydi. Halen bu görüş benim için uluslar arası otoyol olarak geçerliliğini koruyor. Dolayısıyla bu yol Strazburg’tan geçiyor. Ancak 25 Ocak 2010 ve ardından 10 Kasım 2010 tarihlerinde Türkiye’nin eline geçen fırsatlarla geçici olarak Otoyol olmasa bile çift şeritli bölünmüş yol Ankara’dan geçmektedir. Burada İbrahim bey ile hemfikirim. Ancak unutmayalım ki bu yol geçici olarak hizmete açılmıştır.

Şimdi Türkiye’de yaşayan yüz bin civarındaki Ahıskalılara büyük iş düşmektedir.

Önce gür ses çıkarabilmek için vatan konusunda birlik olmak gerekiyor. En azından bu ortak paydada buluşarak birlikteliğimizi gösterip Türkiye’de Dışişleri Bakanımız, Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız ile görüşmelerimizi sıklaştırıp derdimizi anlatmamız gerekiyor.

Ankara kapılarını aşındıralım

Ankara’da bu konuyla tek yetkili makam olan Dışişleri Bakanlığımız ile sıkça ve sürekli temas halinde olunması gerekiyor. Bu çalışmalar aynı zamanda Strazburg’ta yapılmış gibi ses getirecektir. Dolayısıyla 10 Mayıs 2010 tarihine kadar Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile sık sık görüşmeler yapılmalıdır. Bunu yapacak olan tek makamın Ankara’da merkezi olan DATÜB (Dünya Ahıska Türkleri Birliği) olmalıdır. Diğer yurtiçi ve yurtdışında faaliyetlerini sürdüren dernekler de buna destek olmalı böylece tek yürek, tek ses olunmalıdır.

Kaybedecek zamanımız yoktur. Fırsatlar elden gidince oturup ağlamak pek fayda etmez…

Hala hazırda nerede yaşanırsa yaşansın, Ahıska’ya, işinden ve yaşantısından dolayı gidemeyecek olanların dahi bu konuya el atması gerekiyor. Bunun için Ahıska’da yaşanmasına gerek yoktur. Orada yaşamak isteyenlere haklarımızı alıp teslim etmemiz dahi atalarımızın ruhlarını şad etmeye yetecektir. Bu tüm Ahıskalıların onur meselesidir. Ahıska Türkü özünü vatanda bulacaktır. Elimizden zorla alınan toprakları ve haklarımızı geri alarak yıllardır ayaklar altına alınan onuru kurtarmanın başka yolu da yoktur.

Atalarımız ne demiş “ Yiğit düştüğü yerden ayağa kalkar…”

TEILEN
Önceki İçerikİnsanlığın dramı Ahıska
Sonraki İçerikKASIM 2010

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here