Ahıska çocukluğumuzdan beri hayallerimizi süslemişti. Hep Ahıskayı görmeyi arzulamıştık. Bir zamanlar yaşadığımız yerler, vatan acaba nasıl bir yerdi.

Biz orada doğmadık ama dedelerimiz orada doğup, orada büyümüşlerdi. Ecdad oradaydı, ev bark, bağ, bahçe hep orada kalmıştı. Kolay değildi her şeyi bırakıp oradan ayrılmak, ama kaderin acı bir gerçeği , mecburen oralardan kopmuştuk. Ana, baba, ecdad orada doğup büyüyüp, ve orada yetişmişler, orada yaşlanıp orada ölmüşlerdi, orada yatmaktaydılar. Her şeyi arkada bırakmak hiçte kolay değildi. Dedelerimiz hep bu özlemle anmışlardı Ahıskayı.

Onlar Ahıskadan koptuktan sonra bir daha dönemediler vatana, hasreti içlerinde buram buram koksada, doğdukları toprakları ve vatandan koparılıp başka yerlere sürgün edilen akrabaları göremeden göçtüler bu dünyadan ahirete.

Bizlerde bu hasretle, merakla büyüdük. Acaba bi gün görebilecekmiydik Ahıskayı. Küçüklüğümde herkese sorardım; Ahıska neresi, biz Ahıska Türküymüşüz, ne demek Ahıska Türkü, Ahıska nerede?, biz niye oradan geldik buraya……ve cevapsız kalan bir sürü soru, yıllar ilerledikçe hep araştırdım Ahıskayı. Üniversiteyi kazanıp Ankara ya gelince, sokakta yürürken tesadüfen görmüştüm Ahıska Türk Dernekleri Federasyonu binasını, hemen heyecanla kapısını çalmıştım, Allahın takdiri, o zaman tanışmıştım Yunus Hocayla ve diğer Ahıskalı dostlarla. O günden sonra daha bilinçlice araştırdım Ahıskayı, Ahıska Türklerini. Üniversite biterkende bitirme tezimin konusu olmuştu Ahıska. Bu çalışmayı da yaparken Ahıskanın en baştan günümüze tarihini, coğrafyasını , okurken, yazarken hep canlandırdım hayalimde, sürgün anlarını, yaşananları sanki bende yaşadım tezimi yazarken.

Ve hayal gerçek oluyordu. Arkadaşım beni arayarak Ahıskaya gideceklerini ve benimde gelmemi istiyordu, buna nasıl hayır diyebilirdim. O an heyacanım doruk noktasına ulaşmıştı, hayal gerçek oluyordu. Beklenen gün geldi. Ahıskaya gitmek için İstanbulda toplandık. Kurban bayramı arefesinden bir gün önce İstanbuldan Ahıskaya doğru hareket ettik. Arefe günü öğle vakitlerinde Posofa ulaştık. Posof Kaymakamımız sağolsunlar bizleri karşılayıp öğretmenevinde bizlere kahvaltı verdiler. Bu kahvaltı esnasında sıcak kanlı bi şekilde bizlerle sohbette bulundular. Sonrasında Ahıska yoluna tekrar koyulduk. Saat 15 sularında, Türk Gözü sınır kapısına ulaştık. Bir an önce hemen Türk tarafında çıkış işlemlerimizi yaptık. Sonra süratle Gürcü tarafına gittik, fakat burası hiçte kolay olmayacak gibi gözüküyordu. Çünkü Gürcü gümrük görevlileri işlemleri çok yavaş yapıyorlardı, bi kişi dakikalarca bekletiyorlardı. Hepimizin vizeden geçmesi saatleri almıştı, işkence buradada bitmiyordu, gümrüğe geldiğimizde valizlerimizi otomatik güvenlik şeritlerinden geçirmek yerine , teker teker incelemeyi tercih ettiler. Geceye anca son buldu bu işlemler. Bizler yinede olsun dedik, vatanı görecektik çünkü bu kadar meşakkat olur dedik. Ve Ahıskaya gitmeye devam ettik, yarım saat sonra Ahıska merkeze ulaştık. Sonrasında bazı arkadaşlar Ahıska merkezde bulunan Ahıskalı ailelerin yanına gitti, bazılarımızıda Abastubana Ahıskalı ailelerin yanına misafirliğe götürdüler. Gece saatler 9-10 gibi Abastubana ulaştık, orada Osman dedelerin evine gittik hepimiz, bizleri karşısında gören Osman dede de çok heyacanlanmıştı, bütün arkadaşlar dedenin elini öptük sarıldık, duygu dolu anlardı, sonrasında tabi bu anı ölümsüzleştirmek için fotğraflar çektik.

Salona geçtik oturduk, hepimizin karnı açtı, saatlerce gümrükte beklemiştik. Hemen sofralar kuruldu; ilk önce büyükçe tabaklarda cevizler geldi, onu yedik, sonra teşlerle elmalar geldi, Ahıskanın elması, ne kadarda lezzetliydi. Arkadaşlar arasında espiriler yapılıyordu, birbirlerine arkadaşklar elmayı çokça yeyin sabahaça acıkmayın diye, bu sırada ev sahibi gelerek , sofrayı hazırlamaya başladı. Büyük bir cömertlik sergiliyorlardı, adeta evlerinde yiyecek olarak ne varsa sofraya koymuşlardı, herkes karnını doyurdu, sonrasında sohbet devam etti. Yatma vakti gelincede, orada yaşayan Ahıskalı aileler, belli sayıda arkadaşları alarak evlerine misafir ettiler. Bende Milazim ağabeylere misafir olmuştum.

Sabah Kurban Bayramıydı, erkenden kalktık abdestlerimizi aldık, tabiî ki evin hanımları bizden önce kalkmış, ocakları yakmış yemekleri pişiriyorlardı. Diğer komşularda bulunan arkadaşlarda bayram namazı için bizim olduğumuz eve gelmişlerdi. Köyde cami yıkık olduğu için evde namazı kılacaktık. Evin salonunda. Bazen kitaplarda okurduk , zor durumda bulunan Müslümanların Cuma namazlarını, Bayram namazlarını evlerinde kıldığını, bunu bizde yaşadık , farklı bi duyduydu, isterdikki orada, camide namazımızı kılsak ama olsun, vatanda evde de namaz kılmak güzeldi. Mevlam bizlere nasip etmiş vatanda bayram namazı kılıyorduk, ne kadarda mutluyduk. Allaha şükrettik, namaz sonrasında, Bayramlaştık, kahvaltımızı yaptık, sonrasında ben ve 6 arkadaşım Abastubanda kaldık kurbanlarımızı kesmek için, diğer arkadaşlar Ahıskaya gittiler kurbanlarını kesmeye. Biz arkadaşlarla ve tabikide oradaki bizleri misafir eden dostlarımızla kurbanımızı kestik, büyük bir mutlulukla payladık , hazır hale getirdik, Ahıskada bulunan arkadaşlarda orada kurbanlarını kestiler, paylaştılar. Bayramlaşmalar oluyordu, büyükler ziyeret ediliyor, elleri öpülüyordu. Sofralar kuruluyordu, sofrada ev sahipleri yine bütün cömertliklerini göstermişlerdi, sofrada yok yoktu.

Akşam olunca Ahıskada bulunan arkadaşlarda yatıya Abastubana gelmişlerdi, ertesi gün herkes kendi paylarıyla kendi köylerine gidecekler, hem köylerini görecekler hemde oradaki insanlara kurban etinden dağıtacaklardı, Abastubanda, Ahıskada son gecemizdi bu yüzden , hiç uyumak istemiyorduk, gece geç saatlere kadar oradaki Ahıskalı hemşerilerimizle arkadaşlarımızla sohbet ettik. Ertesi gün Ahıskada toplandık, sonra herkes kendi köyüne doğru yola koyuldular. Bende kendi köyüme Aspinza ilçesine bağlı Kunsa köyüne doğru yola koyuldum, heyacanım durmadan artıyordu, ata toprağına doğru yol alıyordum, dakikalar sonrasında dedemlerin köyünde olacaktım, heyacanla dolu yolculukta doğayı hayranlıkla seyrediyordum. Heryer çok güzeldi, adeta harikaydı, ağaçlar bi tarafta, kür nehri bi tarafta, o temiz havası mis gibi bi tarafta. Dakikalar sonrası köyümüze Kunsa’ya ulaşmıştım. Harika bi duyguydu bu, kalbim güm güm atıyordu, hani derler ya; anlatılmaz yaşanır, aynen öyle. Dedemlerin yaşadığı köyümüze gelmiştim. Allaha ne kadar şükretsem azdı. Sonrasında orada yaşayan Gürcüler geldi yanımıza, konuştuk, tanıştık onlarla. Onlara dedelerimin burada yaşadığını anlattım. Bizi çok sıcak karşıladılar, köyde 17 Gürcü aile yaşıyormuş, hepsine kurban etinden dağıttım. Hemen bizleri orada yaşayan yaşlı insanların yanına götürdüler. Yaşlı neneler bizleri görünce nasıl heyacanlandılar, nasıl duygulandılar anlatamam. Bizleri bir zamanlar yaşadığı komşuları gibi gördüler, eskilerden bahsettiler, Türklerle-bizlerle yaşadıkları o güzel günlerden özlemle bahsettiler. Türklerle, kardeş gibi yaşadıklarından bahsettiler. O güzel komşuluklarını anlatırken adeta ağlayacaklardı.

Sonra Köyün içinde ve etrafında gezdik , bize köyden Bagratın oğlu Vilademir Velicanaşvili ve Şavert İvanidze refakat etiler, köyü gezdirdiler, insanlarla tanıştırdılar, bizlere ne ikram edeceklerini şaştılar neredeyse, birisi diyor, hemen sofra kuralım, birisi diyor hemen davar keselim.

Daha sonara köyün en yaşlısı olan 90 yaşındaki Gogi İvanidzeyi bulduk , kendisi diğer neneler gibi Türkçe konuşabiliyordu, hemen başladık sohbete. Sordum eskilerden kimi bilyorsun? Işık dedeyi biliyorum dedi. Işık benim dedimdi, hemen dedim Işık benim dedemdir.. Nerede yaşadığını evini sordum. Oradakilere tarif etti evi. Şimdi oarada Vilademir Velicanaşvili yaşıyormuş, bizlere köyü gezdiren Vilademir. Sonra eskilerde kim yaşıyordu bizden, anlatmasını istedim, aklına gelenleri söyledi: Daşdan, Nedim, Osman, Musa, Niyaz, kızları: Ballı ile Senem ve bunların yaşadıkları evi gösterdi. Sonra yine benim dedeleri sordum kendisine. Abit dedeyi, Bilal dedeyi, Tufan dedeyi, hepsini biliyordu, evlerinin yerini gösterdi. Sonra onlardan bahsetti biraz. Abit dede ustaydı dedi, güzel duvar örerdi dedi, harmanları varmış, harmanda düven sürüp, saman yaparlarmış, bizim dedeler, ondan bahsetti, Abit dedemin 4 uşağı varmış onları söyledi. Sonra bildiği diğerlerini sıraladı: Rüstem, Şakir, Mecrum, Kamil, Üzeyir dede (Üzeyir dedenin yaşlı fakat çok babayiğit, güçlü birisi olduğundan bahsetti.) devam etti,, Resul, Aşık Tayer, Haydar….eskilerden akılnda kalanları böyle sıraladı bizlere. Tabi bunları anlatırken çok duygulandı, çok hüzünlendi, eskileri hatırladı. Sürgün olduğunda askerde olduğunu eski komşularıyla vedalaşamadığını duygulanarak söyledi, ama sonra Kazakistanın Kaskalende de bulunan komşularını bulduğunu söyledi. Ağlamaklı bir hal aldı, keşke bizleride sizlerle beraber sürgün etselerdide, komşularımızdan, dostlarımızdan ayrılmasaydık dedi. Sizler gittiniz, biz burada kaldık ama hep özledik dedi. Bizim şimdi nerede ve nasıl yaşadığımızı sordu. Sonrasında sohbete biraz devam ettik ve dedemlerin evini yakından görmek için Vilademirle eve gittik, Vilademir, bana teker teker dedemden yadigar kalan yerleri gösterdi. Önce evin avlusunu gezdim, büyükçe bir avlusu vardı evi(mizi)n, dedemin yaptığı ekmek ocağını gösterdi, sonra dedemin yaptığı ahırı,, sonra dedemin yaptığı çeşmeyi . hemen o çeşmeden suyu içtim. Nasıl duygulanmıştım, dedemizin yaptığı yaşadığı yerleri görüyordum. Onun nefes aldığı yerde nefes alıyordum. Onun yaptığı çeşmeden içtiği sudan içiyordum. İnanılmaz bi duyduydu bu, heyacanlı ve bir o kadarda hüzünlüL Vilademir bana yakın ilgi gösterdi, şakayla siz yeterki gelin evinizi geri vereyim size, siz oturun, böle dedi bana, hemen bi şeyler ikram etmek istedi. Giderkende bana elma verdi bunu memleketinize götür diye. Bu elmalar beklide dedemin diktiği elmalardı.. Birazda Gogi dede elma vermişti, bunları memlekete getirdim bir çok kişiye ikram ettim, Ahıska elması, dedemizin elması diye. Kunsada ayrılık vakti geliyordu, bizim geldiğimizi duyan bütün köylü köyün ortasına toplanmış, meraklı gözlerle bize bakıyorlardı. Oradaki insanlara kısaca kim olduğumuzdan bahsettim, hepsiyle fotoğraflar çekindim. Veda vakti gelmişti, ayrılık zor olsada dedemin vatanından, köyümüzden , mecburduk ayrılmaya, hüzünlensekte ayrılırken , vatanı görmenin mutluluğu başkaydı.

Ahıska merkezde bizleri misafir eden, ailesiyle birlikte yaşayan Ahıska Türkleri Dernek Başkanı Hasanbay Müseddinov ve oğlu Resul un evinde toplandık, orada da veda vakti geldi, onlarlada zor olsada vedalaşarak yola koyulduk….ata toprağında hasretimiz özlemimiz dinmesede , oraları görmenin mutluluğuyla Ahıskadan ayrılarak Türkiyeye doğru yola çıktık……

Ahıska ve Abastubanda bizlere evinin kapısını açıp, bizleri en iyi şekilde ağarlayan bütün Ahıskalı hemşerilerimize şükranlarımı sunuyorum…..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here